Pierre Bourdieu: Pratiklerin Mantığı, Habitus ve Alan Teorisi

Güney Çeğin

MAM Çağdaş Kuramcılar
 
23 Ocak 2007     
Değerlendirme: Kemal Can
 
Çağdaş Kuramcılar başlıklı toplantılar dizimizin üçüncüsünü Ocak ayında Denizli Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Güney Çeğin ile birlikte Fransız sosyolog Pierre Bourdieu üzerine gerçekleştirdik. Toplantı Güney Çeğin’in üç meslektaşı ile birlikte hazırladığı Ocak ve Zanaat: Pierre Bourdieu Derlemesi (İletişim, 2007) başlıklı kitap çerçevesinde Bourdieu’nün pratiklerin mantığı, habitus ve alan teorisi etrafında gerçekleşti.
Çeğin, sunumunu iki aşamalı olarak gerçekleştirdi. Önce Bourdieu’nün eserlerinin gelişimini daha sonra ise epistemolojisini tanıttı. Çeğin’in teferruatıyla tanıttığı birinci bölümü özetlersek; 1930 yılında Güneybatı Fransa’nın kırsalında Béarn kasabasında doğan Pierre Bourdieu, 1950’li yıllarda Fransa’nın en önemli eğitim kurumu olan Ecole Normale Supérieure’da eğitimini tamamladı. Lisansını felsefede tamamlayan Bourdieu 1950’lerin ortalarında askerliğini yaptığı Cezayir’de Fransız sömürgeciliğinin yıkıcılığını gördü. Cezayir yılları onu felsefeden kopararak sosyolojiye eğildi ve kendini Durkheim sonrası anavatanında sönümlenen sosyolojinin yeniden canlandırılmasına adadı. İlk eserleri Cezayirliler, Cezayir’de Emek ve İşçiler, Köksüzleşme: Cezayir’de Geleneksel Tarımın Krizi’nde, bağımsız bir Cezayir’in acılı doğuşunu aydınlatmak ve ona yardımcı olmak amacıyla, yerli toplumun organizasyonu ve kültürü ve onun ücretli emek, kentleşme ve Fransız ordusunun sözde barış politikası altında sert bir biçimde yıkılmasının tarihi masaya yatırılır. 1960’ların başlarında Cezayir’den, Ecole des Hautes Etudes en Sciences Social’de araştırma müdürlüğünün yanı sıra, kurduğu Avrupa Sosyoloji Merkezi’nin direktörlüğünü yapacağı Paris’e döndü. Burada Kayblialarda ritüel, akrabalık ve toplumsal değişmeyle ilgili etnolojik çalışmalar yaptı –bu araştırmaların sonuçları Bir Pratik Teori İçin Taslak (1972)’da yer aldı. Bourdieu, okullaşma, sanat, entellektüeller ve siyaset sosyolojisine ilgi duymaya başladı. Bu alanların onu cezbetmesinin nedeni, Batı’nın savaş sonrası zengin toplumlarında, ‘kültürel sermaye’nin –eğitsel yeterlilikler ve burjuva kültürünü tanımanın– hayat fırsatlarının temel bir belirleyicisi olmaya başladığını ve eşitsiz kültürel sermaye dağılımının bireysel yetenek ve akademik meritokrasi kisvesi altında toplumsal hiyerarşiyi korumaya yardımcı olduğunu düşünmesiydi. Bourdieu bu düşüncesini Mirasçılar (1964) ve Eğitim Kültür ve Toplumda Yeniden-Üretim (1970) adlı iki kitapta ortaya koydu.
Bourdieu 1970’lerde kültür, sınıf ve gücün örtüştüğü geniş bir konu yelpazesini araştırmayı, Ecole’de eğitim vermeyi ve editörlüğünü yaptığı Actes de la recherche en sciences sociales isimli dergide bir araştırma ekibini yönetmeyi sürdürdü. Temel çalışmaları Distinction (1979) ve Logic of Practise’in (1980) yayınlanması 1981’de ona dünya çapında ünlü Durkheim’ın kurduğu Collegé de France’da sosyoloji kürsüsü başkanlığını kazandırdı. 1980’de, yirmi yıldır sürdürülen Language and Symbolic Power (1990), Homo Academicus (1984/1988), State Nobility (1989) ve Rules of Art (1992) gibi büyük beğeni toplayan meşakkatli araştırmalar meyvelerini vermeye başladı.
Sunumun ikinci kısmında Bourdieu sosyolojisi ve Bourdieu’nün içinde yetiştiği Fransız tarihi epistemoloji okulunun epistemolojisine de değinildi. Özellikle Bachelard ve Canguilhem gibi filozofların eserleriyle temsil edilen bu gelenek Foucault’nun yanı sıra Bourdieu’nün de en önemli ilham kaynağıydı. Bourdieu, sosyolojideki absürd karşıtlıklar olarak tanımladığı ve alan ve habitus kavramlarıyla aşmaya çalıştığı birey-toplum, yapı-eylem, makro-mikro gibi dikotomileri doğurgan yapısalcı bilim görüşüyle çürütmeye girişir. Ona haklı bir ün getiren bu tartışmalarının temelinde Bachelard’ın akılcılığıyla Cassirer’in ilişkisel epistemolojisinin sofistike bir sentezi vardır. Bu sentez ona, Levi-Strauss’un yapısalcılığının (bireylerin yapıların otomatları olmadığı ve ‘nesnel kısıtlayıcılar’ın bireylerin pratik anlayışına dayanarak eleştirisinin), Parsons’ın sistem düşüncesinin (gösterişçi kuramcılığın çürük temellerinin), sembolik etkileşim ve fenomenolojik sosyolojinin (yapısal düzeyin sistematik reddinin doğurduğu ciddi sorunların), metodolojik bireyciliğin (birey-toplum sahte karşıtlığının) kapsamlı bir eleştirisine imkân tanımıştır.
Bourdieu’nün kavramları olan habitus, alan ve sermayeye gelince: Habitus, pratiği belirleyen bir katı kurallar topluluğundan ziyade, bireylerin stratejiler geliştirmelerini, yeni durumlara ayak uydurmalarını ve yeni pratikler geliştirmelerini mümkün kılan gevşek bir kılavuzlar topluluğudur. Bourdieu, habitusun bireyin özel bir yaratısı olmadığını vurgulayarak idealizmden uzak durur. Habitus hem toplumsal yapının ürünüdür, hem de toplumsal yapıları yeniden-üreten üretici toplumsal pratikler yapısıdır; o hem özneldir (yorumlama şemalarından oluşur) hem de nesneldir (toplumsal yapının etkisini taşır); hem mikrodur (bireysel ve kişiler arası düzeylerde işler) hem de makrodur (toplumsal yapıların bir ürünü ve üreticidir). Ancak, habitus her zaman ‘alanlar’ ve ‘sermaye’ ile ilişki içinde işler.
Alan ve sermaye ise şöyle tanımlanabilir: Bourdieu bir bireyler toplamı olarak veya organik birlikler yahut sosyal sistemler olarak toplum anlayışını reddeder. O ‘sosyal alanlar’dan söz eder. Bu düşünce Weber’in, her biri kendi nispeten özerk gerçekliğine sahip (din, hukuk, ekonomi, siyaset gibi) toplumsal alanlardan oluşan toplum tasavvurunu anımsatır. Alanlar farklı kaynaklara (farklı sermaye tiplerine) sahip ve prestij, zenginlik ve güç mücadeleleri içindeki bireylerin içinde yaşadığı sosyal uzaylardan oluşur. Örneğin, akademik alanda üniversiteler, disiplinler ve fakültelerin oluşturduğu nesnel toplumsal ilişkilerle bağlantı içinde konumlanan ve mevcut kaynakları (sözgelimi, toplumsal bağlar ve bilgileri) kullanarak otorite, güç, prestij için rekabet eden bireyler vardır. Bourdieu, farklı alanların farklı sermaye ve kaynak tiplerine değer verdiklerini, örneğin, kültürel sermaye ve bilginin, diplomalar ve sertifikaların daha fazla değerli olduğunu ve onların ekonomiden ziyade akademik alanda egemenlik mücadelesinde anahtar bir kaynak olduklarını ısrarla vurgular. Sermaye, bireysel veya toplumsal bir konuma ait, toplumsal etki veya geçerliliğe sahip kaynaklar veya nitelikleri anlatır. Birçok sermaye biçimi vardır: ekonomik sermaye (servet), kültürel sermaye (diploma veya sertifikalar, bilgiler), sembolik sermaye (onur ve prestij) ve sosyal sermaye (toplumsal bağlar, itimat).
Yaklaşık iki buçuk saat süren toplantı, uzun ve zevkli bir müzakere ile neticelendi.

خيار المحررين

SEMINARS

As the most traditonal activity of BISAV, the courses take place in every fall and spring of a year.

MORE INFO


تابعنا

الاشتراك في النشرة الإخبارية لدينا لتلقي الأخبار والتحديثات.