Mommo ve Türk Sinemasında Taşra

Atalay Taşdiken

7 Mayıs 2009
Değerlendirme: Barış Saydam
 
Sanat Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği Sinema Sohbetleri’nin Mayıs ayı konuğu Mommo filminin yönetmeni Atalay Taşdiken idi. Selçuk Üniversitesi’nde Fizik Bölümü’nü okuduktan sonra reklam sektörüne geçen ve 2001 yılına kadar çeşitli reklam filmleri ve belgeseller çeken Taşdiken, söyleşiye ilk uzun metrajlı kurmaca filmi Mommo’nun çıkış hikâyesini anlatarak başladı.
Yönetmenin doğum yeri olan Konya’da iki küçük kardeşin başından geçen olayların anlatıldığı hikâye, yönetmenin bizzat tanık olduğu gerçek olaylara dayanıyor. Yakınında gerçekleşen olayları gözlemleyen Taşdiken; kendisini filmi çekmeye iten başlıca faktörün, öteden beri duyduğu, gözlemlerini anlatma isteği olduğunu söylüyor.
Taşdiken filmin sade yapısını anlatırken, reklam ve film estetiğinin arasındaki farklara da değindi. Bol kesmeli yakın plan çekimlerin, parçalı anlatımın ve sıçramalı kurgunun yoğun olarak kullanıldığı reklam estetiğine karşılık, uzun ve geniş planların öne çıktığı, diyaloglar kadar müzik kullanımının da minimuma indirildiği bir anlatım yapısı benimseyen yönetmen, hikâyeyi ajitasyondan uzak bir şekilde anlatmak istediği için böyle bir yapıyı tercih ettiğini söyledi.
Türkiye’de genelde ajite hikâyelerin prim yaptığını, seyircilerin ‘kötü’ ya da ‘klişe’ olarak nitelediği filmlerin yine de en çok izlenilen filmler olduğuna değinen yönetmen, Mommo’nun çok düşük bir bütçeyle çekilmesi ve filmin seyircisinin az olmasına rağmen, filmden zarar etmediğini de sözlerine ekledi. Taşdiken ayrıca filmin sürpriz bir hikâye anlatmadığı halde festivallerde ve sinema eleştirmenleri nezdinde büyük bir başarı elde etmesini, filmin kendine özgün anlatım yapısından kaynakladığını ifade etti.
Son dönem Türk Sineması içinde popüler bir konu olan taşranın ve taşra yaşamının ifade ediliş tarzının da artık belli klişeler taşıdığını, sıklıkla anlatımın hikâyenin önüne geçtiğini gözlemlemek mümkün. Hikâyeye ve filmin geçtiği mekâna aşina olduğu için Mommo’nun taşra temasına farklı bir yerden baktığını anlatan Taşdiken, Türk Sineması’nda çok sık kullanılmayan bir bölgenin hikâyesini anlatmaktan dolayı da mutlu olduğunu belirtti.
Söyleşinin ilerleyen kısımlarında, filmin müziklerini yapan Erkan Oğur’un projeye dâhil olmasını ve filmde kullanılan müziklerin ne amaçla tercih edildiğine değinen yönetmen; tema müziği olarak kullanılan Erik Satie’nin piyano ezgilerinin de Anadolu’ya özgü çağrışımları olduğundan bahsetti. Satie’nin piyano altyapısının üzerine Oğur’un perdesiz gitar, kopuz ve çello gitar ezgileriyle filmin müziklerinin oluştuğunu söyledi.
Filmde iki küçük kardeşi oynayan Elif ve Mehmet Bülbül’ü filmde oynatmanın zor olup olmadığı sorusuna karşılık; Taşdiken her iki oyuncunun da çok iyi performanslar sergilediğini, özellikle de Elif Bülbül’ün başarılı oyunculuğunun setteki profesyonel oyuncuları bile etkilediğini anlattı. Mehmet’in hem büyük şehre aşina oluşundan hem de daha önce izlediği filmlerden dolayı başlarda abartılı bir oyunculuk sergilediğini, bu yüzden zaman zaman zorlandığını vurgulayan yönetmen; amors çekimlerle bu sorunu aşmaya çalıştığını ifade etti.
Son olarak filmin finalinde kısaca karakterlerin gelecekteki yaşantılarından ufak bilgiler vermek istediğini; ancak böyle bir tercih filmin seyircide bırakacağı etkiyi azaltacağından dolayı filmi ucu açık bir finalle noktalamayı tercih ettiğini söyleyen Taşdiken, filmin seyircide yer etmesini ve kardeşlerin yaşadıkları üzerine düşünülmesini umuyor.
Söyleşide filmin süreçlerini ayrıntılarıyla anlatan ve kendisine sorulan soruları içtenlikle yanıtlayan Atalay Taşdiken, sinema salonlarında egemen olan paketi güzel ama içi boş filmlere karşın, düşük bütçeyle ve sade bir anlatımla da iyi bir film kotarılacağını göstererek genç sinemaseverlere ilham verdi.

خيار المحررين

SEMINARS

As the most traditonal activity of BISAV, the courses take place in every fall and spring of a year.

MORE INFO


تابعنا

الاشتراك في النشرة الإخبارية لدينا لتلقي الأخبار والتحديثات.