Şiir, Rüya (Hayâl), Vizyon I-II

Cem Yavuz

SAM Kırkambar
 
15-30 Haziran 2006   
Değerlendirme: Gülsüm Ekinci
 
Şiir üzerine yazıları çeşitli dergilerde (Hece Şiir/Merdiven Şiir) yayımlanan Cem Yavuz1, Kırkambar programının Haziran ayı konuğuydu. Katılanlara “Şiir, Rüya (Hayâl), Vizyon (Ruyet)” üst başlığıyla şiirin kökeni ve diğer sanatlarla ilişkisi hakkında aktardıklarından defterlerimize düşenler özetle aşağıdadır:
 
Şiir
“Şi’r, bir nesneyi hoşça fehmedip, zekâ, zihin ve fetanetle zaviye ve inceliklerine varıp iyice idrâk etmek anlamına gelir. Masdarları Şuur, Şa’r, (bir şeye dikkat yöneltilerek elde edilen bilgi biçiminde kullanılır) ve Şiir, manzum ve ölçülü söz anlamında kullanılır, çoğulu Eş’ar…” M. Asım Efendi.
İbn Arabî, “Muhammedî velayetin özü olan ince sezgi şiirin de özünü oluşturur” der ve ekler: “Peygamber’e şiir öğretilmemesinin sebebi, şiirin aşağılık bayağı bir şey olmasından değil, onun şuur kökünden fışkıran işarat ve rumuz ve temelli bir şey oluşudur. Peygamber ise, ifadelerinde herkesçe anlaşılır ve doğru olmaklar yükümlüdür.”
Şiir, şairin görünmeyen âlemlerde karşılaştığı tecelliyat ve tezahürat’ın; iç gözle görülen, iç kulakla işitilenlerin dile büründürülmesidir.
Rüya (Hayal)
İnsanın varoluşu ‘seyir’ üzerine kuruludur. Seyr’in ikinci ve derin anlamı “görme-temaşa-contemplation” ise şaire bahşedilmiştir. Bu hâl’i açıklamada İbn Arabî’nin Âlem-i Misâl ıstılahına başvurmak bize poetik anlamda yeni ve berrak bir pınar sunacaktır. Uyku ve uyanıklık hâllerine nispetle rüya ve hayâl olarak ayrılan hâllerin aslında iç içe geçmiş iki uyku durumunu imlediği ve her ikisin de rüya ya da hayâl olarak adlandırılabileceği açıkça görülecektir.
Hayâl, ruhlar ve bedenler arasındaki berzahî âlemdir. Üç temele oturtacak olursak, birincisi âlemin kendisi, ikincisi makrokozmik âlem, üçüncüsü mikrokozmik âlemdir. Hangi düzeyde ele alırsak alalım hayâl, her zaman iki gerçeklik ya da iki âlem arasında bulunan ve her ikisine göre tanımlanması gereken bir berzah-geçiş alanı-seyir yeridir. Bu nedenle rüya hem öznel deneyime hem de nesnel içeriğe göre tanımlanmaya ihtiyaç duyar. Bu da rüya alanının (âlem-i misâl’in) ikili doğasını, hem gerçek hem de gerçek olmadığını gösterir.
Hayâl ya da rüyadaki iki anlamlılık tinsel olanın “hem/hem de” kalarak, tenselleşmenin tüm özelliklerini kazanmasa da bir ölçüde bedenlenmesini sağlar.
Âlem, Tanrı’ının kendini görünür kıldığı, tecelli ettiği seyir yeridir; Âlem hayâldir.
 
Vizyon
Yaratıcı süreç bağlamında Vizyon, sanatçının varlıkla birleşmeyi tecrübe ettiği aşkın bir vecd deneyimi ve keşf yaşadığı seyir durumudur. Deneyim zihinsellik katına yükseldiğinde hem tensel hem soyut, hem sözsüz hem edebî, hem kişisel ve hem de kişilerüstü bir anlama bürünür. Vizyon aynı zamanda çoklukta birliği, birlikte çokluğu fark etmeyi sağlayan organik bir bilinçliliktir. Bu tecrübede gözleyen gözlenenle birleşir; şair bütün kesret âlemiyle bir anma-hatırlama-bir olma hâli yaşar.
Şiirle vizyon arasındaki derin organik bağ, Ekberi irfanda da karşımıza çıkar. İbn Arabî’ye göre, kendisine gerçeklik yakıştırılan varlık âlemi, çok renkli ve sesli bir hayâl imalâthanesidir. Ancak söz konusu biçim müstakil birer varlık yerine Hakk’ın tecellileri olarak görüldüğünde bu gene de gerçekten başka bir şey olmayacaktır. Şu halde keşf-şuhud-ruyet (vizyon) tecrübesi yaşayan için gerçeklik âlemi sırlarla örülü bir rumuz-sembol ormanına dönüşür.
Vizyon-şiir bağıntısını anlamamız bakımından açık tablolar sunan Şeyh-i Ekber, Divan el-Maarif’te bir başka vizyonuyla şiirin ne’liğine dair bir teşrihte bulunurken, aslında ne olduğunun bilgisine de ancak şiirle vakıf olunabileceğini belirtir: “Tanrı bana, insanların eylemlerini kaydeden sivri uçlu bir kalemin cızırtısını duyurdu. Bazen iki bazen de üç kez tekrar eden bir melodiydi. ‘Bu nağme nedir?’ dedim. ‘işittiğin (el-semâ), şiirdir’ cevabını aldım. ‘Peki şiirin benimle ne ilgisi var?’ diye devam edince, şunları duydum: Şiir bütün seyrin aslıdır, daimi özdür; nesir ise onun bir kolu…”
 
Şair
Şair için tinsel coğrafyanın varlığı, sahte yaratıcılık ile has yaratıcılık arasındaki ayrımla koşuttur. Bu cümleden olmak üzere has yaratıcılık, kusursuz/tamamlayıcı bir karşılaşmayla (fütuhatla) varlık ve anlam kazanırken, sahte yaratıcılık karşılaşmanın sekteye uğratıldığı; şairin vücud ile manâ arasına örten ben olarak girdiği durumlarda geçerlilik kazanıyor.
Örten benlerden yayılan bu hastalığa bir ışık-ses-imaj-jargon epidemisi adını verelim. Hızla okunduğunda, koşarken göz yordamıyla bakıldığından, el kol hareketleri-hisli tınılar-dijital ışıklar ve kalabalık eşliğinde vs… şiire benziyor, oysa sadece hologram…
Söz konusu fütuhat sürecinin berhava edilmesi, algı evreninin şartlı/aynileştirilmiş imajlarla sınırlanarak tek boyuta indirgenmesi ve kutsanması gibi semptomlar gösteren bu hastalık (epidemi) bütün virüslerini ‘çağ’a salıp ondan koca bir çiğ çıkarırken; şair yerine de müteşair, şüveyir, şarur derekesinde imaj-jargon şekilleri peyda ediyor.
Ve farkında olsa da olmasa da, Seyr içinde acemi bir ‘su yorumcusu’, bir derviş namzedi olarak şair, en çok da o mezkûr istilâya karşı alıcı kaynakların dikkatle, rikkatle terbiye etmek zorunda.
 
Dipnotlar
1 Şiir üzerine yazdıkları Seyr’engiz, şiirleri ise Seyr adıyla Hayykitap tarafından basılmıştır.

EDITOR'S CHOICE

SEMINARS

As the most traditonal activity of BISAV, the courses take place in every fall and spring of a year.

MORE INFO


FOLLOW US

Add your e-mail address here to be informed about our programs (seminars, symposiums, panels, etc.).